Çevre kirliliği ve dünyadaki yaşam üzerinde tehditler.


Ne dersiniz, hep üstünde konuşulan bir konunun biraz da farkedilmeyen detaylarına bakalım mı bugün.

Sürdürülebilir bir dünya için temiz bir doğa ile korunmuş bir çevrenin öneminin farkına varılmış durumda . Gerçi bir grup konuyu çok önemseyip, bilimsel çalışmalarla sorunları belirleyip, çözüm üretmekte ama hala tüm anlatılanları görmezden gelen ve “Benden sonra Tufan” vurdum duymazlığı ile çevreye zarar vermeye devam eden geniş bir kitle de bulunmaktadır.

Kirleticiler ve çevrenin korunması için topumun, özellikle gençlerin eğitilmesi ve çevre bilincinin arttırılması gereklidir.

Milyarlarca yıldır var olan dünyada insan oğlu daha ancak bir milyon yıldır hüküm sürmektedir. Benzer canlılar bile ancak birkaç milyon yıldır buradalar. Dünya yaşı ile kıyaslanamayacak kadar kısa süredir burada bulunmamıza rağmen, çevrenin bu düzeyde kirletilmesine ve bu kirlilik nedeniyle global ısı artışına sebep olmak sürdürülebilir yaşama zarar vermektedir. Gezegendeki ısınma geri dönüşümü olmayan bir noktaya doğru gitmekte ve iklimdeki değişiklik artık hissedilecek düzeye gelmektedir.

Gerçi Dünyanın sonuyla ilgili pek çok senaryo mevcuttur.

Dünyaya büyük bir Astroidin çarpması, mağmadaki sıcak çekirdekte soğuma ya da tam tersi aşırı hareketlenme ile dev volkan felaketi, güneşin yaşlanması, uzaydan gelen yüksek güçlü radyoaktivitenin dünyada yaşamı sonlandırması, bir kara delik çarpması, aşırı nüfus artışı ve kirlenme nedeniyle gezegenimizin yaşanılması mümkün olmayan bir yer haline gelmesi, iklim değişikliği....

Bu arada iyi haber, son iki senaryo haricinde diğerlerinin gerçekleşmesine daha milyonlarca yıl var gibi görünüyor. Ne yazık ki 2100 yılında dünya nüfusunun 12.5 milyar olması, iklim değişikliğinin yaşamı tehlikeye sokabilecek boyuta 2030 dan itibaren ulaşacak olması daha yakın bir gelecekte gezegenimizdeki yaşamın tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Gerçi günümüzde ülkeleri tehdit eden, üzerine senaryolar yazılıp filmler çekilmiş olan küresel virüs salgını tüm bakışları alt üst etti. Buna rağmen bu salgın dünyada yaşamı yok edebilecek bir etkiye düzeyine ulaşabilecek kadar güçlü görünmüyor. Hoş, her tehditte olduğu gibi pek çok kişinin küresel salgını önemseyip gerekli kurallara uyduklarının da söylenmesi çok zor.

Dünyada çevre kirliliği ve sebep olacağı felaket düşünüldüğünde, sorumluluğun yer kürede yaşayan her bireye ait olduğunu kabul etmek gerekiyor. Her ülkenin gerekli önlemleri alma ve herkesin de bunlara uyma zorunluluğu var.

Bilindiği gibi uygarlıklar temiz su kaynaklarının etrafında yeşerdi. Bu kaynakları yok etmek zaten kısıtlı olan temiz suyun daha da azalmasına sebep oluyor. Ya temiz suyu bulamayınca şehirler nasıl ayakta kalacak, ya da tarım nasıl sürdürülebilecek?

Dünyanın biraz daha yaşanabilir kalması isteniyorsa sadece yasal düzenlemelerle değil aynı zamanlarda kontroller ve yaptırımlarla da harekete geçilmelidir. Tabii ki kısıtlamalar ve yaptırımlar özellikle ekonominin bu kadar dar boğazda olduğu dönemde, su kaynakları çevresinde yerleşik endüstrilerin kendileri ve çalışanları zarar görmeden çevre koruyucu yatırımlarını planlayabilmeleri için, ülkesel düzeyde finansal destek paketleri devreye sokulmalıdır. Elbette bu konuyu uzmanlara bırakıyoruz.

Ülkemiz son 40 yıl içinde duyarlılık gösterip uluslar arası platformda sürdürülebilir doğa ve dünya amacı ile oluşturulmuş pek çok protokol ve sözleşmeye imza atmıştır .

Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolü, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Çölleşme ile Mücadele İçin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Akdeniz'in Dolayı Kirlenmeye Karşı Korunması Protokolleri, Karadeniz Kirlenmesinin Önlenmesine İlişkin Protokoller, Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stokholm Sözleşmesi gibi otuza yakın sözleşmede imzamız vardır. Ülkelerin çevreye sahip çıkması çok önemli olup, kirlenme Uluslar arası koordinasyonla engellendiğinde bir gelecekten söz edilebilir.

Elbette her alanda olduğu gibi pek çok Sivil Toplum İnsiyatifinin projeler ile çevreyi desteklediğini de görüyoruz. Sivil Kuruluşlar projelerin ihtiyaç duyduğu gönüllü insan gücünün sağlanması için çok önemlidir. Örneğin: Uzak mesafelere yayılabilen, endüstride çok kullanılan bir kirletici olan Cıva ile kirlenmeyi izlemek için geliştirilen “Yusufçuk” projesi dünya çapında katılan pek çok gönüllü ile büyük bir başarı göstermektedir.

Dünya da kirlenme ile ortaya çıkan felaketler ile Sivil toplum insiyatiflerini benzer projelerini diğer sohbetlerimizde paylaşacağız .

0 görüntüleme0 yorum